Bir dönem biterken…

madmen_theendListelist’in içerik ortağı Tipler Alemi, Mad Men’in final yapmasını fırsat bilerek Don Draper için bir liste hazırlamış. Severek izledik, sayesinde artık eski günlerde kalan ‘TV başında programın saatini bekleme’ alışkanlığını hatırladık. Bitti sonuç olarak, her hikaye gibi.

Peki geriye neler kaldı? TV yapımcılığı, reklamcılık ve kurmaca yazarlığı konusunda geriye aşılmasız oldukça güç bir çıta bırakan Mad Men’in en akılda kalan karakteri ise Don Draper’di şüphesiz. Enneagram kişilik modeline göre efsane reklamcı Donald Draper’i tanımak için buyrun o listeye.

Birdie

  

Hayata hırsla tutunmaya çalışan insanların acılara daha dirençli olduğunu mu sanıyorsunuz? Hayır. Onlar daha kırılgan olurlar. Aksine, hayat boyu sakin ve pasif kalabilenler yaşamın getirisini götürüsünü bir tür büyüklüğün gücüne emanet ettiklerinden, kolay olur acılarla yüzleşmeleri. Duygusuz gibi görünürler, sessiz durdukları için. Mücadele etmeyi, kazanmayı bilmedikleri, ya da bunu diğerleri gibi yapmadıkları için selin onları sürüklediği yeri görünce korkmazlar. Duygusuz değil, kimliksiz de değil; onların durumu daha çok kuşun kanadıyla rüzgarın hali gibidir. Havadan daha ağır oldukları halde kanatları onları taşır, uyumlu olmayı bildikleri için.

Bir şeye hayat boyu direnemezsin; eğer ki direnmeye çalıştığın hayatın kendisi ise bunun anlamsız olduğunu farketmen, muhtemelen hayrınadır senin.

”Nostalji, eski bir yaranın tekrar acıması demektir”

mad-men-ending

Diziyi bitirdikten sonra reklamcılığa devam etmesi gereken adamlar‘da son sezon.


Mad Men üzerine çok fazla şey yazılıyor ve dizinin tamamen bitiyor olması sebebiyle daha da çok yazılacak. Detayların insanı zaman makinesine binmiş hissettirdiği gerçek bir dönem dizisi olan Mad Men’in hikaye anlatımında beni asıl çeken ise, aslında tekdüze giden hayatların hepsinin birer hikaye kuyusu olduğundan yola çıkmasıydı. Gerçekten de, Don’un büyük bir hileyle başlayan hikayesi haricinde adamı afallatacak flashback’leri yoktu karakterlerin. Akşam evine giden, sabah işine gelen insanların durağan görünen hikayesi gerçek ötesi dizi kurgularına alışmış Y nesline hitap etmeyebilir fakat bizim gibi yolun ortasını geçmişlere ilaç gibi geldiği kesin. Bu yüzden sigaraya başlayanlar olduysa günahı Matthew Weiner’in boynuna artık.

Dediğim gibi, sona yaklaşırken artık tüm karakterlerin de sonunu merak ediyor olmamız çok doğal. Sıradan görünen hayatların aslında hayatın kendisi olduğunu, detayların sıradışı deneyimlerde değil, insan ilişkilerinde gizli olduğu öğrendik Mad Men’den. Böylelikle neredeyse yan karakter diye bir olayın kalmadığı, her karakterin yolunun birbirini kestiği, biteviye şehir hatları görünümlü fakat aslen derin sularda, açıkta seyreden bir gemiydi Mad Men. Bu ‘Sona erme’ konusunda bir şeyler diyesim var. Dün gece, yani 5 Nisan 2015’te CNBC-E’de izlediğimiz sondan önceki dönemin ilk bölümü bana ne anlattı?

madmensketch

Öncelikle Mad Men’in sıradan ve gündelik olaylara farklı anlamlar yükleyen detaylarla olduğunu unutmamak gerek. Çünkü olaylara anlam yükleyen bizleriz, tıpkı garson kızın ‘Biri öldüğünde buna bir anlam vermek istersin..’ demesi gibi. Bunun en güzel örneği de bölüm sonlarında çalan şarkılar. Dün gece izlediğimiz bölümün parçası neydi peki? “Is That All There Is?”, Yani bir nevi ‘Beyhude Geçti Yıllar’. Yani ‘Son’ kavramı adeta şekil bulmuş, elle tutulur, gözle görülür bir objeye dönüşmüş; hani bir suyun delikten akıp gidişi vardır, anafor oluşur ve suyun her zerresinin oradan akıp gidivereceğini bilirsiniz, izlersiniz saniye saniye. Hiç bir damla, hiç bir nokta kurtulamaz o anaforun çekiminden ve siz yalnızca izlersiniz. İşte Mad Men’in tüm karakterleri dün gece bir şekilde o ‘Son’un dayanılmaz cazibesine kapılıp yola çıktılar… Hepsi kendince, kendilerine çizilen yol boyunca. Burada ister istemez akla geliyor: ‘Yürüdüğü yere varır insan’. Nereye doğru yürüyorsanız oraya varırsınız yani. İyisi kötüsü yoktur bu işin. Mesela Don, asla kavuşamadığı ve kimde olduğunu bilemediği yitik bir sevgi ve sükunet duygusunun, eksikliğin peşinde ama yaşadığı gibi darmadağın şekilde ölüme gidiyor. Birlikte olduğu onca kadının arasında muhtemelen sevdiği tek kişi olan Rachel’in ölümünü, onu rüyasında görmesi bunun çok açık ifadesi… Sonra Peggy, kafasında binbir soru ve tedirginlikle ürkek bir kuş gibi girdiği Madison Square’den tam da uyum sağlamamış bir halde, kendince bir yer açmışken eksik kalan kısmına, yani taşralı oluşuna, aileye, reklamcılığın dark-side’ında kirlenen ruhların kaçışına, yani evliliğe doğru gidiyor. Roger muhtemelen, ajansı filan bırakıp, belirsiz bir yere doğru ‘kaçıyor’. Joan, herkesin çekildiği ortamda ajans başkanı olarak kalırsa bu beklediğim bir son olur. Çünkü onun için temiz bir başlangıç bu, kendisini tanıyan ve geçmişi bilen herkesin ortadan çekildiği bir ‘beyaz sayfa’. Son olarak Pete Campbell’i de ajansın diğer ortağı olarak görmemiz muhtemel; yani Sterling & Cooper olarak başlayan macera ‘Halloway & Campbell’ olarak sona erebilir.

Uzatmadan final: Dün gece uzun yıllar sonra TV’de vaktini bekleyerek ve başka bir şeyle, yani telefonla, Twitter’la filan ilgilenmeden bir program izledim. Mad Men’i çok özleyeceğim kesin, üzerine başka şeyler yazmak istediğim de. Bakalım yukarıda salladığım öngörülerin ne kadarı tutacak? :)

18nite55x6v01jpg

Nostalji, eski bir yaranın tekrar acıması demektir.

Dünyaya Fren Takmaya Çalışan Adam

İsmi Dr. Teoman Feza. Teorik fizikçi, 37 yaşında.

Mekanik saatlerin gece yavaş çalıştığına dair küçüklüğünden beri taşığıdı bir inancı var. Dünyanın geceleri daha yavaş döndüğünü iddia ettiği “Motor Soğutma Teorisi“ni ispat etmeye çalışıyor. Ha bire “Belki, neden olmasın, aslında oladabilir, olmayadabilir, kimbilir” filan diyor. Bu yüzden 7 senedir her gece yatsı ezanından sabah ezanına kadar uyanık durarak ve saatin saniyelerini sayarak tik-tak aralıklarını not ediyor. Dr. Teoman Feza gündüzleri de uyumuyor, çünkü geceki verileri kıyaslayacak gündüz verilerine de ihtiyaç duyuyor.

Diyeceksiniz ki bu işi neden bi asistanına filan vermiyor? Ben de sordum geçen gün az daha dövecekti beni, bu kadar önemli bi iş başkasına emanet edilemezmiş. Asabi herif üstüne gitmedim işim olmaz. “Dünyanın geceleri daha yavaş döndüğünü ispat edebilirsem bütün saatlerin her sabah biraz ileri alınmasını teklif edecem” diyor. Ulan adam resmen dünyaya fren takmaya çalışıyor. “Senin iş olmaz hoca” dedim. Dik dik baktı yüzüme. Elimde simitle çay vardı, “Bak” dedim, “şimdi bu simitin son lokmasını çayın son hüpüne denk getirecem. Hep böyle oluyor asıl mevzu burda sen bunu araştır.” Lafımın yarısını kaçarken söyledim tabi tamamını duyamamış olabilir. Hakkaten de öyle oldu. Nası iş lan bu simit-çay mevzusu, sizde de oluyor mu?